12 Tarikat Piri ve Tasavvuf Yolu!

Bu Kitabı Okurken Şu Soruların Cevaplarını bulacaksınız.

1- İnsanlığın ömrü, Hadis Kaynaklarında anlatıldığı üzere 7000 sene ise, yüz binlerce yıllık insan fosilleri ne anlama gelmektedir?

2-Tasavvuf ne demektir ve temelleri neye dayanmaktadır?

3-Tasavvuf ne zaman başlamıştır ve  İlk Mürşid ve derviş  kimdir?

4-Hz Adem Safiyullah’ın Dünyaya indirildiğinde ilk nereye ayak basmıştır?

5-Hz Adem Safiyullah’ın Kabri Şerifleri nerededir?

6-Nefsin ve ruhun makamları nelerdir?

7-Nefis nasıl terbiye edilir ve Ruh nasıl maksata ulaşır?

8-Hz Mehdi Aleyhisselam hangi zikri ve duaları yapmıştır?

9-Rabıta nedir? Erkek ve Bayanlar nasıl rabıta yapmalıdır?

10-İnsan’ın Hakka ulaşması için izlemesi gereken yollar ve yapması gereken zikir ve Dualar nelerdir?

11-12 Tarikat Piri hangi yol ve usulleri takip etmiş ve nasıl Hakka ulaşmışlardır?

12-Kutbuzzaman Muhammed Sıddık Haşimi Hazretleri kimdir? Silsile-i Şerifleri hangi büyük islam alimine bağlanmaktadır?

13-Kutbuzzaman Muhammed Sıddık Haşimi ile Mevlana Halidi Bağdadi Hazretleri arasında bulunan silsile büyükleri kimlerdir?

Namazı özürsüz kılmayan kimse

Hadîs-i serîfte buyuruldu ki:
(Namazi özürsüz kilmayan kimseye, Allahü teâlâ onbes sikinti verir. Bunlardan altisi dünyada, üçü ölüm zamaninda, üçü kabirde, üçü kabirden kalkarkendir.

Dünyada olan alti azap:
Dünyada çekecegi azaplar:
- Namaz kilmayanin ömründe bereket olmaz.
2- Allahü teâlânin sevdigi kimselerin güzelligi, sevimliligi kendine kalmaz.
3- Hiçbir iyiligine sevap verilmez.
4- Duâlari kabûl olmaz.
5- Onu kimse sevmez.
6- Müslümanlarin birbirlerine yaptiklari iyi duâlarinin buna fâidesi olmaz.
Ölürken çekecegi azaplar:
- Zelîl, kötü, çirkin can verir.
2- Aç olarak ölür.
3- Çok su içse de, susuzluk acisi ile ölür.
Mezarda çekecegi acilar:
- Kabir onu sikar. Kemikleri birbirine geçer.
2- Kabri Cehennem atesi ile doldurulur. Gece, gündüz onu yakar. Cehennem atesi dünya atesine benzemez.
3- Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yilan gönderir. Dünya yilanlarina benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu sokar. Bir an birakmaz.
Kiyâmette çekecegi azaplar:
- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanindan ayrilmaz.
2- Allahü teâlâ, onu kizgin olarak karsilar.
3- Hesâbi çok çetin olup, Cehenneme atilir.)
Namaz kilmayanin ömründe, bereket olmaz. Ömründe, hayir ve menfaat görmez. Ömrü çesitli hastaliklarla, sikintilarla geçer. Ma’nevî huzûru olmaz. Sahip oldugu dünyaliklar onu rûhî sikintidan kurtaramaz”

Rabbim bizleri bi namaz etmesin(Amin)ille de Namaz ille de Namaz…

Namaz kılmanın insan sağlığı açısından faydaları

Namaz kılmanın insan sağlığı açısından faydaları:
1- Namazda yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz. Muhtelif saatlerde olduğu için insanı dinç tutar zindelik verir.
2- Günde 80 defa alnını secdeye koyan bir insanın ritmik olarak beynine daha fazla kan ulaşır.bu yüzden hücreler yeterli beslendiği için hafıza kaybı gibi problemlerle karşılaşılmaz tıpta geçen demans senil denilen hastalığa rastlanmaz beyin rahatlar.
3- Eğilip kalkmaktan dolayı kan devri daimi düzgün olur ve gözlerde oluşan bu beslenmeden dolayı göz içi tansiyonu artmaz ve düzenli olur. Aynı zamanda göz içi sıvısının düzenli olarak değişmesine yardımcı olur ve katarakt karasu gibi rahatsızlıklar önlenmiş olur.
4- Namaz kılmaktaki izometrik hareketler midedeki gıdaların iyi karışmasına safranın kolay akmasına ve dolayısı ile safra kesesinde birikinti yapmamsında pankreastaki enzimleri kolay boşalmasına yardımcı olur. Kabızlığın önlenmesine ve böbrek idrar yollarının çalkalanmasından dolayı böbrek taşlarının önlenmesine ve mesenenin boşalmasına yardımcı olur.
5- Namazda yapılan izometrik hareketler sayesinde devamlı çalışmayan kas ve adalelerin çalışmasına ve bunlardan kaynaklanan artroz ve kireçlenme gibi hastalıkların önlenmesine yardımcı olur.
İşte namazını kılan bir kimsenin allahına ibadet ettiği anda Allah tan gelen bir emirin kendisi için ne kadar faydalı olduğunu görmüş bulunmaktayız.
Namaz kılmanın abdest almanın insan sağlığı için ne kadar önemli olduğu ortadadır. Bu durum karşısında insanların yaşamaya çalıştıkları güzel bir hayat ve huzurlu bir dünya için aslında nasılda bize daha öncelerden yaşamamız gereken sistemlerin hayatımıza girdiğini fark edebiliyoruz. Yüce Allah bizi yaratmış ve bize nasıl güzel yaşanılır değiştirilmiş olan kitaplarında indirdiği gibi değiştirilemeyen tek kitabında da bildirmiştir.
Bu durumda başka bir konuyu da ortaya çıkarmış oluyoruz yaradan olan Allah kulları için her şeyin en güzellerini bizlere bahşetmiştir. Ve bu yaşantıyı inanan inanmayan tüm insanlara fark edebilecekleri şekilde delilleriyle ortaya koymuştur.bir insan Allah tan habersiz bile yaşasa yaşamak istediği hayat için aslında bir delil olduğundan bile habersiz olsa yaşamak için zamanla farkında olmadan Allah’ın kitabında ki gibi yaşamaya çalışacaktır. Ve o insan yaşamak için gereken tüm ihtiyaçlarının yazıldığı anlatıldığı bir dinle tanıştığı zaman o dine ve peygamberine itaat etmekten başka bir şey yapabilir mi merak ediyorum ama gözler önüne serilen bir gerçekten nasıl olurda kaçabiliriz. Kendimize bu kötülüğü nasıl yapabiliriz. Şunu kesinlikle izah edebilirim insanlar doğru yolu gördükleri halde o yolu terk ederlerse asla ve asla huzur bulamazlar belki rahat ve güzel bir hayat yaşayabilirler ama hep bir eksiklikleri olduklarını hissederler o duygu ve düşünceden asla kurtulamazlar ama yinede ısrarla neden o yola doğru yürümekten korkarlar anlamıyorum nefislerine karşı bu kadar mı güçsüzler evet nefis çok kuvvetlidir ama o yenilmez değildir. Neden huzuru bulmak için mücadele etmeyiz neden yenebilecekleri bir savaşa girmekten korkuyorlar bunun yorumunu sizlere bırakıyorum sadece oturup biraz düşünmek yeterli diye düşünüyorum. İnsanların yenebileceği söylenen bir nefisle mücadele etmemesi gözünüzün önünde olan bir savaşta kaçınılmaz galibiyetle sonuçlanacak bir savaştan sırtını dönüm gitmek ve savaştan mağlup olarak ayrılmayı göze kim alabilir bütün mal varlığını kaybedeceği bir savaşta sadece malı değil özgürlüğü ve değer verdiği bütün varlıkları olacaktır nefisle savaşta aynıdır o savaştan da mağlup olarak ayrılırsak kaybedeceklerimiz diğer savaştan daha pahalıya patlayacağından emin olabilirsiniz. İşte o zaman bu savaşa sırtını dönüp gitmenin ne kadar büyük kayıplara yol açtığını görmemiz için hesap gününe kadar beklememiz gerekecek ve biliyorsunuz ki orda pişmanlık fayda etmeyecek sadece yaptıklarından dolayı hesap olunacak işte o gün kaybettiklerimizi kazanmamız için bir şansımız daha olmayacak ama dünyadaki savaş öyle değil yaşadığınız sürece bazı şeylere yeniden başlama şansımız vardır bu şansı değerlendirebilirsek kurtuluruz işte yakaladığımız fırsatları kaçırmamız gerektiğini kısaca özetledim modern dünya insanların yaşama standartlarını sadece kendi bildiklerine göre değil bu yaşama daha olgun çerçevede yön veren İslam dinine uyum sağlamakla kazanacağımız hem bu dünyada olacak hem de ahiret gününde.
2-1

Temizlik

Son dönemlerde günümüz insanlarının sağlık konusunda atmış oldukları adımları yakından takip ediyoruz bir salgın hastalık hususunda insanların almış oldukları tedbirler ve bu tedbirlere nasılda riayet edildiğini görüyorsunuz insanlar bu hastalılara düşmemek ve rahat bir hayat yaşamak için elinden gelenleri yapmaktadırlar bu hastalıklardan korunmanın en önemli yolunun temizlik olduğu dikkatleri çekmektedir.
Salgın hastalıkların en önemli kurtuluş unsuru olarak temizlik kurallarına uyulması gerektiği doktorlar tarafından da insanlara duyurulmaktadır. İşte bu durumda insanların modern dünyada almış oldukları önlemlerin en önemlisi olan temizlik unsuru karşımıza çıktığında temizlik konusunun İslam dinindeki önemi ve bu önemin korunması hakkında yazılı ve sözlü olarak bildirilmiş birçok ayet ve hadisi şerif bulunmaktadır.
“ Temizlik imanın yarısıdır” bu cümle hemen her Müslüman insanın telaffuz etmiş olduğu bir cümledir temizlik unsuru İslam dininde hemen her konuda önemle bildirilmiştir. Namaz kılamadan önce temizlenmek bu örneklerin en büyüğüdür.
Abdest almak temizlik unsurunun bir örneğidir yine namaz kılmakla sağlanan insan sağlığı hareketleri namaz kılmak için alınan abdest içinde geçerlidir. Abdest alırken insan vücudunun büyük bir kısmı rahatlamış ve pisliklerden arınmış olmaktadır. Bu temizliğin insanlar için sayamayacağımız bir çok faydası vardır bunlardan bazılarından biraz bahsedelim.
1- Abdest alınırken eller,yüzler,burun, ağız,kollar,alın, kulaklar, ense ve sırası ile ayaklar yıkanmaktır. Bu uzuvların bir çoğu insanların birbiriyle olan temaslarında kullanılmaktadır ve salgın bir hastalık durumunda bu uzuvlardan gelecek tehlikelerden bir nebze olsun uzaklaştırılmıştır.
2- Abdest alırken ellerin yıkanması yemek yerken ellerin ağızla olan temasından dolayı oluşacak bakteri enfeksiyonlarına karşı önlem almamızı sağlar
3- Abdest içinde yüzlerin yıkanması durumunda insanların ferahlaması ve yüz kısmında oluşabilecek bakteri enfeksiyonlarına karşı alınan güzel bir önlemdir
4- Abdest alınırken ağız burun ve kulakların yıkanması yine bu bölgelerde oluşabilecek mikrobik hastalıklara karşı bir önlem alınmış olunur buruna çekilen su kılcal damarların rahatlaması rahat nefes alma ve burada bulunan temizlik kıllarının temizlenmesini sağlar ve bu bölgeden oluşabilecek solunum yolları enfeksiyonlarına karşı önlem alınmış olur.
5- Yine kolların yıkanmasında bu bölgedeki damarların masaj yapmış gibi rahatlamasına ve kan dolaşımının düzenlenmesine yardımcı olur.
6- Baş ve ense kısmının yıkanması özellikle ense kısmında bulunan atardamarların rahatlaması baş ağrısı kan akışının düzeni vücuttaki elektrik sisteminin rahatlaması gibi bir çok sayamayacağımız faydası bulunmaktadır.
7- Son olarak ayak yıkama işleminde bu bölgedeki oluşan bakterilerin yok edilmesi ve mantar nasır gibi bir çok hastalığın önlenmesine yardımcı olur ayak kokusu sıkıntısını ortadan kaldırır.
Gördüğünüz gibi abdest almanın sayılamayacak kadar insanlara faydaları vardır. Bütün bu işlemleri yapan bir insan ile yapmayan insan arasında sizce de fark yok mu acaba?
İslam dininde temizliğe çok büyük önemler verilmiştir. Temiz olmak imanın yarısı olması çok büyük bir söz dür inanan Müslümanlar her zaman her yerde temiz olmak zorundadırlar. Çünkü İslam dininde bir çok ayet ve hadiste temizlikten bahsedilmiştir.ve Müslümanlara temizlik yapmaları ve temiz olmaları için emirler gelmiştir.

Abdest almak ve namaz kılmak bu denlerden dolayı değildir allahın emridir öncelikle bunun için yapmalıyız burda anlatmak istediğim abdest alan ve namaz kılan insanların kaybettikleri bişey olmadığı aksine kazanmış olduklarıdır tabi bu olayın maddi yönü bide manevi yönü var

Kıl Beni Ey Namaz

Kıl Beni Ey Namaz
çöllerden Topla Hücrelerimi
Rahmetinin Vahasinda Ağirla Bu Yitik Kalbi

Kıl Beni Ey Namaz
Secdede Ruhumu Yeniden Fısılda Bana
şahdamari Yakınlığından Emzir Bu Puslu Bedeni

Kıl Beni Ey Namaz
Küçülsün Dağlar
Denizler Taşsın
Dağılsın Kalabalıklar
rüku Rüku Doğrult Eğriliklerimi

Kıl Beni Ey Namaz
ikiye Bölünsün Kalbim
Ortasindan Çatlasın Kıblenin Şakağında
Sevginden İşaret Parmağı Değsin Yeter Ki Göğsüme

Kıl Beni Ey Namaz
Topla Sevdalarımı Kırık Aynaların çatlaklarından
ömrüme ilikle Sevinçlerimi
Firuze Düşler Düşür Alnımın şafağına

Kıl Beni Ey Namaz
Tenim ibrahim Gibi Ateşe Düşmüşken
Uzak Tut Nefsimin Nemrudundan Beni
Gül Kokulu Serinlikler Yağdır Yüreğime
Göznurum Ey
Canım Namaz
Kil Beni Ey ömrüm Namaz
Secdene Al Beni De
Gül Değdir Gönlüme
Aşkına Yaz Beni De Yarim Namaz
Kıl Beni Ey Namaz
Günahın, isyanın, Nisyanın Kuytusunda Büyüttüğüm
Pişmanlığımın Yüzünü Yerden Kaldır
Utandirma Beni
Al Karanlıklarımı
Gözbebeğinde Yıka

Kıl Beni Ey Namaz
insan Kıl Beni
Doğru Kıl
Duru Kıl
Diri Kıl Beni
insan Kıl Bu Bedeni

Ah, Alnımı Dayadığım Secdegahıma Kim Serpti Bu incileri Kim
Kim Bu Dua Hammalı Ellerimin Yüküne Ortak Kim
Ah, Ziyankar-i çarık
Ah ,namütenahim Kavrayışın Yolcusu
Ah, içimde Biriktirdiğim Yalnızlığın Seyrüsefer Gölgesi Ah..

Gitmek, Gidememektir Kendimden
Amentünün Arasatında Bir Tedirginim Ben
Aklımın Köşe Bucak ilticaları Sevgilide Kaldı
Hangi Gaflete Büründü Ki Ellerim
Sızlatıyor Dokunduğu Tenleri Ah..

Haydi Felaha
Haydi Felaha
Haydi Namaza
Haydi Kurtuluşa

Göznurum Ey
Canım Namaz
Kıl Beni Ey ömrüm Namaz
Secdene Al Beni De
Gül Değdir Gönlüme
Aşkına Yaz Beni De Yarim Namaz
senai Demirci

HER ABDEST BİR DEVRİM OLSUN İÇİMİZDE

TAMAM!… OLSUN!…

HER ABDEST BİR DEVRİM OLSUN İÇİMİZDE
HER ABDEST BİR EVRİM OLSUN
HER ABDEST BİR DİRİLİŞ OLSUN
HER ABDEST BİR DURULUŞ OLSUN
HER ABDEST YENİ BİR KURULUŞ OLSUN
HER ABDEST YENİ BİR DURUŞ OLSUN
HER ABDEST RABBİN KAPISINA YENİ BİR VURUŞ OLSUN
HER ABDEST NEFSİMİZE BİR SORUŞ OLSUN
GÜNAHLAR SOLSUN
RABBİMİN NİMETİ TAMAM OLSUN

Bedenin abdesti su ile,

Nefsin abdesti gözyaşı ile,

Aklın abdesti ilim ile,

Ruhun abdesti aşk ve muhabbet iledir

a-) Zahiri (Dış temizlik)

İbadette amaç insanın özünü nizam’a (terazi) koyup Allah’ın huzurunda yaptıklarının hesabını vermektir. İnsanın bu hesabını cevap verebilmesi, tevekkür ederek ruhunu yükseltip, Allah’a teslim olması gerekir. Eğer tevekküre girecek bir insanın bulunduğu mekanda kötü kokular varsa ibadet etmesi güçleşir. Bir insanın temiz olmaması veya kötü kokular yayması, o insanın ibadeti esnasında Allah’a teslim olmasına mani olur. Temizliğimize önem vermek, hem kendi sağlığımızı, hem çevremizi, hem de insanların sağlığımızı korumuş oluruz.

b- Batıni (İç temizlik):
Değerli canlar!
Asıl ibadet ruh arılığı ve vicdan temizliğidir. O temizlik Allah’ı çeşmesine varıp, gönül yurdunu temizleyip,rıza yoluna varmaktır.

abdest, dış bedenin yıkanması yanında, asıl önemli olan manevi iç temizliğin adıdır. Hz. Mevlana; “Bedeniniz kirliydi yıkayıp temizlendiniz, ya aklınız kirlendiyse onu ne ile temizleyeceksiniz” diyor. Bu zahirlikten sıyrılıp, Hakk’a ulaşabilmek için Hakk’ın inşa ettiği binayı temiz tutmalıyız. Asıl oradaki “Beyt-el mamür” dediğimiz gönül evimiz pak etmeliyiz.
Her türlü ahlaksızlığa, harama, zinaya kısaca bütün kötülüklere açık olan ve doğru yolda olmayan bir insan’ın Hakk’a ulaşması mümkün müdür? Hakk ve halkın huzurunda temiz sayılabilir mi?

Niyazi Mısri “Padişah girmez saraya hane mamur olmazsa” diyor. İçi pisliklerle dolu olan bir insan’ın gönlüne Hakk, Muhammed, Ali mihman olur mu? Sanmıyorum. İşte o temizlik kişinin ruhunda, özünde olmalıdır. Çünkü o öz Hakk’ın cevheridir. Ruh ve gönül temizliği devamlı olmalıdır. Dış temizlik olmayınca nasıl ki mikroplar bedenimize girerek bedenimizi hasta ettiği gibi iç temizlik, gönül temizliğimizde olmazsa ruhumuz hasta olur. Ruh hasta olunca da kişi şeytani fiillerden kurtulamaz.

Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli buyuruyor ki; “Eliniz kirli idi yıkayıp temizlendiğiniz, ayağınız kirli idi yıkayıp temizlendiniz. Yüreğinizdeki kini, kibiri, hasetliği, şehveti su ile nasıl temizleyeceksiniz.”

Gönül temizliği elbette su ile temizlenmez. Gönül temizliği ikrarla, tövbeyle temizlenir.
Tövbe: İnsan yaratıcı karşısında sürekli bir biçimde noksanlığını görmeli ve ondan yeterince olgunlaşmadığında da af dilemelidir. Allah’tan af dilemek, günah işlemek demek değildir. Sürekli boyut değiştiren ve yükselen benlik bir önceki halinde eksiklik görüp ve ona tövbe etmesidir.

Kur’an ; “Allah’tan af dileyin” diye buyurmuştur.
Yüce ALLAH C.C , elçisine şöyle buyuruyor:
“Ey Muhammed! Eğer insanlar beni evlerine koyarlarsa, ağırlarlarsa, bende onları ağırlarım. Onlar bana gönül aynalarını gösterirlerse, ben de aradan perdeyi kaldırırım. Yüzümü gösteririm.”

Allah c.c elçisi ise şöyle buyurdu;
“Allah’ım sen yemekten, içmekten, münezzehsin.(Arınmış ve uzak) Kullarınsa seni nasıl ağırlasın?”
Yüceler yücesi Allah c. c buyurur;
“Benim sevgili peygamberim! Şöyle insanlara: Gönül evlerini alçak gönüllülük, aşıklık süpürgesiyle süpürsünler. Hırsı, nasılı, niçini, münafıklığı (iki yüzlülük) hainliği, çekememezliği, dedikoduyu süpürüp atsınlar. Yaptıkları kötü işlerden pişmanlık duysunlar ve pişmanlık suyu ile yıkansılar. Gizli işlerden vazgeçsinler sevgi sofrasını döşesinler. Aşk başlarına vursun.”

Allah’ın yazgısına razılık, teslim, o’ndan çekinme içinde olsunlar. Rica kapıları, tevekkül, iç bilgi denizi ve sabır bahçesinden yana açsın.
“Bismillahirrahmanirrahim’i ve La ilahe illallah’i gönül bohçasına ve benim katıma sunsunlar. Bende bu daveti kabul edeyim. (Dua edenin duasını kabul ederim Bakara, 186 ayet)

Bu bir anlık sunuşların karşılığını üç yüz altmış beş katıyla vereyim. Onun gönlüne gireyim. Beni konuk edişini kabul edeyim. Bende karşılık olarak Firdevs cennetini onlara saray yeri olarak vereyim. (Hacı Bektaş Veli Şerh-i Besmele)

büyükler asıl temizliğin gönlümüzde ve yüreğimizde olmasının önemini belirtiyor. Gönlümüzdeki bütün yaramazlıkları süpürüp manevi anlamda iç temizliği sağlamalıyız.
“İnsan yüreği kadar insandır” demiş bir düşünür yüreğimizi Hakk’ın evi etmeliyiz ki, Hakk’da mihman olabilsin. En büyük alem orasıdır. O alem yanlışlarla doldurulursa doğruya yer kalmaz.

sevgi dolu amellerle inşALLAH….

Her Abdest Bir Yemindir Aslında

Her Abdest Bir Yemindir Aslında

Bu Eller Bir Daha Harama Günaha Uzanmayacak!

Bu Ağız Harama Açılmayacak!

Bu Dil Bir Daha Kötüyü Söylemeyecek, İftira Etmeyecek,

Yalan Söylemeyecek,Dedikodu Yapmayacak!

Bu Burun Deni Arzuların Peşinde Koşmayacak!

Bu Kollar Harama Sarılmayacak!

Bu Gözler Harama Bakmayacak!

Bu Beyin Kötüyü Planlamayacak!

Bu Kulaklar Harami Duymayacak!

Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak!

Söz Veriyorum Allah’ım!

Evet İtiraf Ediyorum Bunları Yaptım, Affet!

Temizle, Arıt Beni, Sen Temizlemezsen Ben Temizlenemem!

Bana Yardim Et, Beni Temizle , Beni Arıt!

Her Abdest Bu Anlama Gelir

Yada Gelmeli

Farkında mıyız?

Abdest mi Alıyoruz?

Yoksa El Yüz mü Yıkıyoruz?

Abdest Ruhumuzda Beynimizde Böyle Algılanıyor mu?

Yankılanıyor mu?

Eğer Abdest Böyle Alınmışsa

Uzakta Değil Hemen Evinizin Önünde,

Çok Yakınınızda, Hatta Evinizin İçinde

İstediğinizde Hemen Bulabileceğiniz

Arıtıcı, Temizleyici, Durulayıcı Bir Nehir Bulursunuz

Böyle Bir Nehirde Günde 5 Kez Yıkananda,

Kirden, Günahtan Eser Kalır mı?

Her Abdest Bir Devrim Olsun İçimizde
Her Abdest Bir Evrim Olsun
Her Abdest Bir Diriliş Olsun
Her Abdest Bir Diriliş Olsun
Her Abdest Yeni Bir Kuruluş Olsun
Her Abdest Yeni Bir Duruş Olsun
Her Abdest Rabbin Kapısına Yeni Bir Vuruş Olsun
Her Abdest Nefsimize Bir Soruş Olsun

Günahlar Solsun

Rabbimin Nimeti Tamam Olsun

Suya Vardığında, Aslında Ateşi Kucaklamaya Gidiyorsun

Zira Suyun Aslı Ateştir

Suyun Yapıtaşlarından Biri Yakar, Biri Yanar

Yakan İle Yananın Bir Araya Geldiği Yere Elini Hiç
Endişesiz Değdiriyorsan,

Ateşin Ortasından Sana Serinlik Lûtfeden Rabbinin
Takdirine Güveniyorsun Demektir

Bil Ki, Ateşi Sana Serinlik Eyleyen, Senin İçin Suyu
Da Paklık Vesilesi Eyliyor

O’na Kul Olmazsan Yeryüzünde Hiçbir Su Aklamaz Seni

Suya Vardığında, Aslında Avucuna Gökleri Sığdırıyorsun
Zira Su Sana İndirilir

Sana İndirilen Senin Erişemeyeceğin Yerde Demektir

Göklerde Bulutlara Bindirilen, Rüzgârların Önü Sıra Gezdirilen,
Yağmurlardan Damla Damla Süzülen, İnce İnce

Alnına Değdirilen Lûtufla Tanışıyorsun Şimdi

Sana Hiç Erişemeyeceğin Yerden Nimetler İndiren Rabbin,
Her Şeyin Gelip Geçtiği, Her Bulduğunun Bitip Tükendiği,
Her Güzelin Bırakıp Terk Ettiği Yerde, Sana Sonsuzluk

Çağrısı Yapıyor Eline Dokunan Su, Tenini Serinletmekle
Kalmıyor, Sonsuz Sevdalar Yüklü

Kalbine Teselliler Yağdırıyor

Abdeste Hazırlanıyorsun
Gövdeni Kutlu Bir Paklığın Gölgesine Çekiyorsun
Sanki Leylâ Vurgunu Bir Mecnun Gibi Çölde Suya Kanıyorsun
Şadırvanda Su Şakırtısı Bir Vaha Serinliği Değil Mi Sana?

Abdeste Niyetleniyorsun
Kalbini Sevgililer Sevgilisi’nin [Sas] Kalbine Yanaştırıyorsun
Suların Bile Yolunda Akarak Paklandığı Sevgili’nin [Sas]
Yolunda Akıyorsun

Resûl’ün [s.a.s] Pak Niyetine Dudağını Değdirerek,

Suyun Serinliği İle Değil, Rahmetle Islanıyorsun

İşte Abdeste Başlıyorsun Önce Ellerini Yıkıyorsun

”Terk-İ Dünya İle Yıka Ellerini!” Ellerinle Biriktirdiklerinden
Yu Kendini Varlığının Suların Akışı Gibi Gelip Gittiğini
Bil Evvelâ Eline Avucuna Sığan Bir Şey Yok Şu Fani Dünyada
Parmakların Arasından Kayıp Gidiyor Sevdiklerin Ve
Biriktirdiklerin Ne Onlar Sana Kalıyor, Ne Sen Onlara Kalıyorsun
Bunu Bil Ki, Eline Değen Abdest Suyuyla, Elini Şerden Çek;
Hayra Yanaştır Elini Fani Olanlardan Çevir; Sonsuza Eriştir
Elinle Ettiklerinden Tövbe Et

Dünyanın Kirini Avuçlarından Akıt

”Anmakla Yıka Dilini, Damağını Ve Dudağını!”
Yalanı Yıka Ağzından Boş Sözden Arındır Dilini
Damağını tattıklarının Su Gibi Gelip Geçtiğini Bil
Dudağına Suyu Değdiren Rabbindir

Dudağını Dudağına Dokunduran Rabbinin Rahmetidir
Dudağının Dudağına Değmesi, Billûr Sulardan Daha Serindir

Suyu Sana Verdiği Gibi Suya Hasret Dudağı Da Veren Odur
Suyun Paklığını Damağına Değdirirken, Rabbini Anmakla
Tatlandır AğzınıDilini Suyla Serinletirken, Yalan Ve Gıybetin,
Boş Söz Ve Lakırdının Tortularını Da Yak!

”Kibirden Arınmakla Temizle Burnunu!”

Ne Efsunkârdır Güzel Koku!

Burnunun Dikine Gidenleri Bile Ardı Sıra Sürükler
Uzakta Kalmış Hatıralar, Unutulmuş Bahçeler İnce Bir
Kokuyla Hatırlanır Hemen

Burnuna Değen Su, Cennetin Kokusunu Hatırlatsın Sana
Burnuna Çektiğin Su, Gülleri Gül Eyleyen Muhammed’in
[S.a.s] Gül Kokusuna Yanaştırsın Seni

”Yüzünü Hayâ İle Temizle!” Yüzün Ki Varlığının Odağıdır,
Ruhunun Billûr Âyinesidir; Abdest Niyetiyle Yüzüne Değen
Su Seni Rabbinin Vechine Yönlendirir

Abdeste Niyet, Yüzünü O’na Teslim Etmek Gibidir
”Ben O’nu Görmesem De, O Beni Görüyor!” Diyenlerin İşidir Abdest
Kimsenin Görmediği Yerde, Kimsenin Bilmediği Kuytularda, Kimsenin
Tanık Olmadığı Yalnızlıklarda, Sırf O’nu Razı Etmek İçin Yüzünün Her
Noktasında Suların Serinliğini Hisseden, Yüzünün Her Noktasını Rabbinin
Nazarına Tutar; Rabbine Teslim Eder

Yüzünden Sular Süzülürken, Sen De O’na Bakarmışçasına Hayânı Kuşan
O’nun Nazarında Olduğunu Bil Ki, Aynalardan Utanma
O’nun Seni Gördüğünü Bilerek Yaşa Ki, Kendini Kendine Mahcup Etme
Yüzündeki Serinliği O’nun Seni Bildiğine Tanık Bil Ki, Başkalarını Razı
Etme Telaşından Kurtar Kendini
Yüzünü Rabbine Teslim Et

”Kollarını Tevekkül İle Yıka!” Yapıp Ettiklerini Kendinden Bilme
Elini İşlere Eriştiren De, İşlerini Sonuca Ulaştıran Da Rabbindir
Tembellik Edip Elini İşten Çekme; Çünkü Tevekkül Sana Düşeni
Yapmanı Gerektirir Kibirlenip Elinin İşlere Yettiğini De Sanma;
Çünkü Tevekkül Elinden
Geleni Yaptıktan Sonrasını Rabbine Havale Etmeni Gerektirir
Öyle Yıka Ki Kollarını, Tembellik De Kibir De Akıp Gitsin
Parmak Uçlarından

”Kulaklarını Söz Dinlemekle Ve Sözün Güzeline

Tâbi Olmakla Yıka!”

Dinlemek Edebin De, Öğrenmenin De Başıdır
Kulağını Hakka Açmayan, Dudağını Hakka Değdiremez
Dosta Kulak Vermeyen Dost Sahibi Olamaz
Öyle Yıka Ki Kulağını, Boş Söz Ve Yalandan,
Gıybet Ve Lakırdılardan Temizle;
Güzeli Duymaya Ayarla
Çirkinliğe Sağır Ol

”Ayaklarını O’ndan Başkasından Vazgeçmekle Yıka!”
Nasılsa Bir Gün Ayakların Yerden Kesilecek,
Adımların Bitecek, Bir Adın Kalacak Yeryüzünde

İki Ayağını Birden Yıkarken De,

Buraya Geldiğini Ama Burada
Kalmayacağını Hatırlat Kendine

Sular Ayaklarına Değdikçe,

Bir Yolcu Edâsı Dolsun Yüzüne

Ayaklarını Yerden Kes; Sırata Değdir Öylece At Adımlarını

Düşmekten Kork!

Öylece Yürü

Ateşten Çekin! O’na Razı Ol Ki, O Da Sana Razı Olsun

Yazar: SENAİ DEMİRCİ

Nafile Namazlar

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem-’in hayâtı Allâh’a ibâdetin ve en güzel kulluğun binbir nev’iyle lebâleb doludur. Günün hemen her ânına tekâbül eden bir nâfile namazı mevcuttur. Nâfile ibadetler kulu Allah’a daha çok yaklaştırır ve cennetteki mertebesini de yükseltir. Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve selem-:

“Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rek`at namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar” (Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1) buyurmuştur. Nâfile namazların, kıyâmet gününün dehşetli ânında hesâb verirken zor durumda kalan sâhibinin imdâdına yetişeceğini de yine Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve selem- haber vermiştir:

“Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa, kaybeder ve zararlı çıkar. Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa, Azîz ve Celîl olan Rabb’i:

- Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir.” (Tirmizî, Salât, 188)

Farz namazları cemaatle kılmaya âzamî derecede gayret eden Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- nâfile namazlarını daha çok evinde kılmayı tercih eder ve şöyle buyururdu:

“Ey İnsanlar! Evinizde namaz kılınız. Zira farz namaz dışındaki namazların en makbûlü, insanın evinde kıldığı namazdır.” (Buhârî, Ezân 81; Müslim, Müsâfirîn 213)

Farz namaz, her müslümanın yerine getirmesi zarûrî bir ibâdet olduğu için açıktan kılınması ve insanların bu ibadete daha sağlam bir şekilde yöneltilmesi gerekmektedir. Bu nedenle açıktan ve büyük bir cemaat şuuru içinde edâsı daha uygundur. Nâfile namazlar ise insanların irâdesine bırakılmış ihtiyârî ibâdetler olduğundan, Allâh’a vuslat yolunda yarışan kimselerin riyâ ve süm’a hendikaplarını daha kolay yenebilmeleri, evlerinde gizli olarak ibâdet etmelerine bağlıdır. Bu hususta diğer bir nokta da, evlerin namazla şereflenmesi ve bereketlenmesidir. Cemaatle namaza çok önem veren Müslümanların, evlerini namaz kılınmayan yerler hâline getirmemeleri de istenmektedir. Bu konuda mü’minleri uyaran Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve selem- şöyle buyurmuşlardır:

“Namazınızın bir kısmını evlerinizde kılınız da oraları kabirlere çevirmeyiniz.” (Buhârî, Salât 52; Müslim, Müsâfirîn 208)

1. Teheccüd Namazı (Gece Namazı): Yatsı namazından sonra , daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra, kılınacak nafile namaza “gece namazı“denir. Bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa “Teheccüd” adını alır. Teheccüd namazı iki rekettan on iki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. (Muhammed Bin Abdullah Hanî, Âdâb, s. 264)

Teheccüd namazı, Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimize vacip yani farz hükmündeydi. Bu namaz O’nun ümmeti için sünnet-i müekkededir.

Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)

Allâh Teâlâ çok sevdiği ve kâinâtı hürmetine yarattığı Habîb-i Edîb’ne daha fazla lütuflarda bulunmak için teheccüd namazını ona farz kılmıştı.

“Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl, Yakındır ki Rabbin seni bir makam-ı mahmuda eriştire.” (el-İsrâ/17, 79)

Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem- Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18) “Sabah namazından önce kılınan iki rek’at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır.” (Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn, 96) buyururdu. Gözümün nûru diye tavsif ettiği namazı geceleri daha bir iştiyak ve arzû ile kılardı. Ayakları şişecek kadar kendinde geçerek kıldığı teheccüd namazına olan iştihâsını şöyle dile getirmişti:

“Allâh her peygamberde belirli birşeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir…” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, II, 271)

Allâh’a yaklaştıran en mühim ibâdet olması hasebiyle ümmetinin de bu nimetten nasiblenmelerini arzû ederlerdi. Öncelikle yakın akrabasından tebliğe başlayan Efendimiz, bir gece Ali ile Fâtımâ -radıyallâhu anhümâ-’nın kapısını çalmış ve onlara:

- “Namaz kılmayacak mısınız?” (Buhârî, Teheccüd, 5) buyurarak geceyi boş geçirmemelerini istemişti.

Diğer ashâbına da:

“Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allah’a yakınlıktır. (Bu ibâdet) günahlardan alı kor, hatalara kefâret olur ve bedenden dertleri giderir.” (Tirmizî, De’avât, 101) buyurarak onları huzûrun kaynağına yöneltmek istemişti.

Âile içinde kadın ve erkeğin Allâh’a ibâdet ve sâlih ameller işleme husûsunda birbirlerine destek olmalarının önemine dikkat çeken Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bilhassa gece namazına kalkmada bu yardımlaşmanın daha da önemli neticeler hâsıl edeceğini şöyle ifâde etmiştir:

“Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah rahmet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah rahmet etsin.” (Ebû Dâvud, Tatavvu, 18, Vitir, 13)

2. İşrak Namazı: İşrak namazı, Güneş bir iki mızrak boyu yükseldikten, yani güneş doğduktan kırk-elli dakikalı zaman geçtikten sonra kılınır.

Saati olmayan bir kimse, çenesini göğsüne yapıştırarak güneşe bakar, şayet güneşi bu vaziyetteyken göremiyorsa, kerahat vakti çıkmıştır. Bundan sonra artık İşrak namazı kılınabilir.

İşrak namazı iki rekatır. Bu namazın fazileti hakkında Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur.

Bir kimse sabah namazını cemâatle kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar zikir ile meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat (İşrak) namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur.” (İhyâ, I. 336)

3. Duhâ (Kuşluk) Namazı: Kuşluk vaktinde kılınır. Kuşluk vakti, güneşin doğmasından itibaren şer’î günün dörtte biri kadarki bir zamanın geçmesiyle başlayan vakte denir. Şer’î gün, Fecr-i sadığın doğmasından (imsaktan) başlayıp güneşin batmasına kadar devam eden güne denir. Örfî gün ise, güneşin doğmasından başlayıp batmasına kadar devam eden gündür. Şer’î gün, imsaktan başladığı için örf’î günden bir saat kırk beş dakika daha uzundur. Kuşluk namazı için en uygun zaman, günün yükselmeye başladığı, deve yavrularının artık sıcaktan gezemez olduğu zamandır. (Şah Veliyullah Dihlevi, Hüccetulâhi’l Bâliga c. 2, s. 53.) Niteki bir hadîs-i Şerîfte:

Kuşlu namazı, deve yavrusunun ayakları sıcaktan kızdığı zamandır.” Buyurulur. (Müslim, Misâfirîn, 143)

Duhâ (kuşluk) namazı dediğimiz nafile namaz bu andan itibaren kılınır. Zeval vaktine yarım saat kalıncaya kadar devam eder. İki rekattan on rekata kadar kılınır.

Kuşluk namazının üç derecesi vardır:

Birinci Derecesi: Kuşluk namazının en az miktarı, iki rekattır ve insanoğlunun her bir eklemine karşılık, vermesi gereken sadakanın yerini tutar. Allah Teala’nın, her organı, her eklemi sağlıklı kılması, büyük bir nimettir. Ve ona hamd edilmesini gerektirir. Ebû Zer-radıyallahü Anhâ-’den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse kuşluk namazının iki rekatına devam etse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affolunur.” (Tirmizi, Vitr, 15)

İkinci Derecesi: Kuşluk namazını dört rekat olarak kılmaktır. Bu konuyla ilgili olarak bir kutsi hadiste şöyle buyurur:

“Ey Ademoğlu! Günün evvelinde benim için dört rekat namaz kıl ki, ben de günün sonunda seni kollayayım” (et-Terğip ve’t-terhib, c. 1, s. 464)

Üçüncü Derecesi: Kuşluk namazını sekiz veya on iki rekat olarak kılmaktır. (Şah Veliyullah Dihlevi, Hüccetulâhi’l Bâliga c. 2, s. 53.)

Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-’den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem-’, Kuşluk namazını ikişer ikişer dört rekat olarak kılar, (bazen) dilediğince de arttırırdı. (Müslim. Müsafirin, 78)

4. Evvabin Namazı

Evvabin, evvab kelimesinin çoğulu olup, tevbe ve istiğfar ederek Allah Teala’ya çokça yönelen kişi demektir. Evvabi namazı, Akşam namazının sünnetinden hemen sonra, iki rekattan altı rekata kadar kılınır. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyuruyor:

Bir kimse Akşam namazından sonra hiç konuşmadan altı rekat namaz kılsa, o namaz (sevap bakımından) on iki senelik ibadete denk olur.” (Tirmizi, Mevakit, 204)

5. Abdest Şükür Namazı

Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit müsaitse, yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekat namaz kılınması menduptur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir. Çünkü abdest almak Allah’a yaklaştırıcı bir ibadettir, hedefi ise namazdır. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Her kim şu benim aldığım gibi abdest alır ve aklından bir şey geçirmeyerek iki rekat namaz kılarsa geçmiş günahları af olunur.” (Buhari, Vudû, 14)

6. Tahiyyetü’l Mescid Namazı

Tahiyye; selam vermek demektir. tahiyyetü’l mescid, mescidi yani camiyi selamlamak demektir. Kuranı kerimde mescitlere “Allah’ın Evleri” denilmiştir. Bir eve giren kimsenin, önce ev sahibini selamlaması kadar tabi bir şey olamaz. Bu halde Allah’ın Evine girenin de Onu selamlaması gerekir. Selamlamanın en mükemmel ve en güzel şekli namazla olur. Camiye giren kimsenin tahiyyetü’l mescid kılmak suretiyle Allah Teala’yı bir nevi selamlamış, ona bağlılığını saygısını ve kulluğunu sunmuş olur. Bir mescide sadece ziyaret için veya öğretmek veya öğrenmek gibi bir maksatla giren kimse orada nafile olarak iki rekat namaz kılar. Dileyen daha fazla kılabilir. Mescide günde birkaç defa bu şekilde girilse , bir defasında böyle namaz kılınması yeterlidir.

Tahiyyetü’l mescid namazı, mescide girildiğinde daha oturmadan kılınmalıdır. Faziletli olan da budur. Oturulduktan sonra da kılınır. Bazıları; oturmadan kılınırsa eda, oturduktan sonra kılınırsa kaza olur, demişlerdir.

Ebû Katade -radıyallahu anh- ‘den rivayet edildiğine göre; Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Sizden her kim mescide girerse iki rekat namaz kılmadan oturmasın” (Buhari, Salat, 59)

7. Yolculuk Namazı

Sefere çıkan kimseye, abdest alıp iki rekat namaz kılmak menduptur. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz sefere çıkarken abdest alır, iki rekat namaz kılar, aynı şekilde de seferden dönüşünde eve uğramadan mescide girip iki rekat namaz kılardı. Ümmetine yolda tembihte bulunarak şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse sefere çıkmayı isterken çoluk çocuğunun yanında kılacağı iki rekat namazdan daha üstün bir şey bırakmış olmaz. -Namaz onun yerine hayru’l Halef olur.-” (Tebarâni)

Kâ’b bin Mâlik -radıyallahü Anh- diyor ki:

Hazret-i Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- seferden dönüşünde (Medine’ye) gündüz kuşluk vakti girer, önce mescide uğrar, orada iki rekat namaz kıldıktan sonra evine giderdi. Bazen de eve gitmeyip mescitte otururdu.

8. Küsûf ve Husuf Namazı

Abdullah bin Amr -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:

Peygamber Efendimiz’in zamân-ı saâdetlerinde güneş tutulmuştu. Zât-ı Risâletleri kalkıp insanlara namaz kıldırdılar. Kıyâmda o kadar çok kaldılar ki, âdetâ rükûa varmayacak da hep ayakta duracak zannedildi. Sonra rükûa vardılar ve uzun müddet başlarını kaldırmadılar. Arkasından doğruldular, fakat mûtadın üzerinde ayakta durdukları için secde etmeyecekleri intibâını verdi. Nihâyet birinci secdeye vardılar. Lakin başlarını secdeden hiç kaldırmayacakları zannediliyordu. Daha sonra doğrulup oturdular. Bu oturuşları da uzun sürdü. Mübârek başlarını kaldırmayacakmışcasına kapandıkları ikinci secdeye vardıklarında, acı acı nefes alıp veriyor ve göz yaşları dökerek ağlıyordu:

“Yâ Rabbî! Ben aralarında olduğum müddetçe ümmetime azâb etmeyeceğini bana vâdetmedin mi?! Yâ Rabbî! Onlar sana tevbe ve istiğfâredip yalvardıkları müddetçe ümmetime azâb etmeyeceğin husûsunda bana söz vermedin mi?! Işte bizler kapına geldik senden affımızı diliyor ve sana yalvarıyoruz!”

Bu minval üzere iki rek’at namaz kılıp bitirince güneş bütün parlaklığıyla gözüktü. Arkasından Hz. Peygamber minbere çıkarak ashâbına vecîz bir konuşma yaptı. Konuşmasında Allâh Teâlâ’ya hamd ü senâ ettikten sonra şöyle buyurdular:

“Güneş ve ay Allâh’ın varlık ve birliğine delâlet eden alâmetlerden sâdece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, duâ edin, Cenâb-ı Hakk’a yönelip ona ilticâ edin, Allâh’ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allâh’ı zikretmeye koyulun ve sadaka verin…” (Bkz. Buhârî, Küsûf, 2, 4)

Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem-, göneş ve ayı Allâh’ın âyetlerinden bir âyet olarak görür ve onların tutulmalarını her hangi bir kimsenin ölümü veya doğumu sebebiyle olmadığını ashâbına bildirirdi. Ancak gaybı ve kaderi bilmek Allâh’a mahsus olduğundan, her an kıyâmetin vukû bulabileceğini veyâ kendi ecelinin gelmiş olabileceğini düşünerek devâmlı olarak Allâh’a iltca hâlinde bulunmayı isterdi. Hava kararmaya başlayınca, yağmur yağarken, gök gürlerken ve güneş veya ay tutulurken hep bu duygularla hareket eder ve huzûr-ı ilâhîde durarak ümmetinin selâmeti için yalvarırdı.

İbn-i Hibban’da bulunan bir rivayete göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- ayın tutukluğu geçinceye kadar, müslümanlara ay tutulması namazı kıldırmıştır. (A. Köksal, XI, 220)

Güneş ve ay tutulması namazı sünnettir. İki rek’attır. Güneş açılıncaya kadar duâ ile meşgul olunur. İmam’ın güneş tutulması namazını cemaatla kıldırmasında bir mahzur yoktur. Ay tutulma namazı ise cemaatsız kılınır. Bu namazların mescidde kılınması da sünnettir. Ezan ve kamet okunmaz. Sadece güneş tutulması namazı için es-Salâtü câmiatün, namaz için cem olunuz diye seslenilir. (A. Köksal, XI, 221)

9. Şükür Namazı

Allâh Teâlâ’nın ihsân etmiş olduğu sayısız nimetlere şükretmek bütün insanların yerine getirmesi gereken bir borçtur. Şükür, verilen nimeti artırdığı gibi, şükürsüzlük de onun zevâline ve hatta sâhibinin şiddetli bir azâba mâruz kalmasına sebeb olur. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve selem- sevindiğinde veya sevindirici bir haber aldığı zaman Allâh’a şükretmek için secdeye kapanır ve namaz kılardı. Nitekim İslam’ın azılı düşmanı Ebû Cehil’in başının kesildiği kendisine müjdelendiği zaman iki rek’at şükür namazı kılmıştı (İbn-i Mâce, İkâmetü’s-salât, 192)

Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- de şöyle anlatmaktadır: “Nebiyy-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem-, bir ihtiyacının görüldüğü hususunda müjdelenmişti, bunun üzerine hemen secdeye kapandı.” (İbn-i Mâce, İkâmetü’s-salât, 192)

10. Tesbih Namazı

İbn-i Abbâs ve Ebû Râfî -radıyallâhu anhüm- anlatıyor: Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- Abbâs bin Abdülmuttalib’e dediler ki:

“Ey Abbâs, ey amcacığım! Sana bir iyilik yapayım mı? Sana bağışta bulunayım mı? Sana ikram edeyim mi? Sana on hasleti nasıl yapacağını bildireyim mi? Eğer sen bunu yaparsan Allâh senin bütün günahlarını; önceki-sonraki, eski-yeni, hatâen yapılan, kasden yapılan, küçük-büyük, gizli-açık yani hepsini affeder. Bu on haslet şunlardır: dört rek’at namaz kılarsın. Her bir rek’atte Fâtiha sûresi ve bir sûre okursun. Birinci rek’atte kıraati tamamlayınca, ayakta olduğun hâlde on beş kere ‘sübhânellâhi ve’l-hamdü li’llâhi ve lâ ilâhe illallâhü va’llâhu ekber’ dersin. Sonra rükû yapıp orada aynı tesbihi on kere söylersin, rukûdan başını kaldırır on kere daha söylersin. Daha sonra secde yapıp aynı tesbihi on kere söylersin. Secdeden başını kaldırınca da on kere tekrarlarsın. Tekrar secdeye varıp yine on kere aynı tesbihi söylersin. İkinci secdeden başını kaldırınca da on kere söylersin. Böylece bir rekatte bunları yetmiş beş defâ söylemiş olursun.

Aynı şeyleri dört rek’atte de yaparsın. Dilersen bu namazı her gün bir kere kıl. Her gün yapamazsan haftada bir kere, haftada yapamazsan ayda bir kere, o da olmazsa yılda bir kere yap. Yılda bir kere de kılamazsan hiç olmazsa ömründe bir kere yap.” (Ebû Dâvud, Tatavvu’, 14; Tirmizî, Vitr, 19)

11. İstihâre Namazı

Bir şeyin kendisi hakkında hayırlı olup olmadığına dair. Manevi bir işarete kavuşmak için kılınan iki rekatlık bir namazdır. Birinci rekatta “Kafirun Suresini” İkinci rekatta “İhlâs Suresini” okumak mustahaptır. Namazdan sonra İstihâre Duası okunur (İstihare duası için bakınız: Delilleriyle İslam İlmihali, Prof. Dr. Hamdi DÖNDÜREN, s. 350), sonra da abdestli olarak kıbleye yönelip yatılır. Rüyada beyaz veya yeşil görülmesi hayır ve iyiliğe; siyah veya kırmızı görülmesi ise şerre işarettir.

12. Tevbe Namazı

Allâh’a karşı bir gaflet eseri olarak veya nefse uyarak günah işlendiğinde onun kefâreti olarak büyük bir nedâmet içerisinde O’na teveccüh etmek gerekmektedir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Şeytan seni bir kötülüğe sevketme girişiminde bulunursa, hemen Allah’a sığın.” (Fussilet (41), 36)

Kötülük yapan bir kimsenin bunun yerine iyilik yapması, kötülüğü iyilikle defetmesi istenmektedir.

Bir sabah Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem müezzini Bilâl’i çağırdı ve ona:

-“Bilâl! Hangi ameli yaparak benden önce cennete girdin? Dün gece cennette, senin ayakkabılarının tıkırtısını önümde duydum” diye sordu. Bilâl -radıyallâhu anh- de:

- Yâ Rasûlallâh! Ne zaman bir günah işlesem arkasından hemen kalkıp iki rek’at namaz kılarım, abdestim bozulduğunda da vakit geçirmeden hemen abdest alırım. (Her abdest aldığımda da Allâh’ın üzerimde iki rek’ât namaz hakkı olduğunu düşünürüm ve kılarım. ) dedi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-:

- “İşre bunun sâyesinde” buyurdular. (İbn Huzeyme, Sahîh, II, 213 (1209)

13. Hâcet Namazı

Her ihtiyâcını Allâh’a arzeden ve her fırsatta O’nu zikredip yücelten Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem- her hangi bir ihtiyacı olan kimselere iki rek’at namaz kılmalarını tavsiye etmiştir:

“Kimin Allâh’a veya her hangi bir insana ihtiyâcı hâsıl olursa önce abdest alsın, abdestini de güzelce alsın, iki rek’at namaz kılsın, sonra Allâh Teâlâ Hazretlerine senâda bulunsun, Rasûlullâh -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm-’a salât okusun, daha sonra da şu duâyı yapsın:

‘Halîm ve kerim olan Allâh’tan başka ilâh yoktur. Arş-ı A’zam’ın rabbi noksan sıfatlardan münezzehtir. Âlemlerin Rabbi’ne hamd olsun. Allâhım! Rahmetine vesile olacak amelleri, mağfiretini celbedecek esbâbı taleb ediyor, her çeşit günahtan koruman için yalvarıyorum. Her çeşit iyilikten zenginlik, her çeşit günahtan selâmet diliyorum. Rabbim! Affetmediğin hiçbir günâhımı, kaldırmadığın hiçbir sıkıntımı bırakma! Rızâna uygun olan her türlü dileğimi yerine getir! Hangi amelden râzı isen onu ver, ey Rahîm olan, bana en ziyâde rahmet gösteren Rabbim!’ bundan sonra dünyevî veya uhrevî her ne dilerse taleb eder, çünkü o dilek takdir edilir.” (İbn-i Mâce, İkâme, 189; Tirmizî, Vitr, 17)

Allâh Rasûlü’nün hâcet namazı tavsiyesine sıkıca sarılan ashâbı, herhangi bir ihtiyaçları olduğunda Allâh’a ilticâ eder ve murâdlarına nâil olurlardı. Bir yaz günü bahçıvanı Enes -radıyallâhu anh-’e gelerek yağmur yağmadığından ve bahçenin kuruduğundan yakındı. Hz. Enes su getirterek abdest alıp namaza durdu. Selâm verdikten sonra bahçıvanına:

- Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sordu. Bahçıvan:

- Göremiyorum, dedi. Enes -radıyallâhu anh- tekrar içeri girip namaz kıldı. Üçüncü yahut dördüncü kez bahçıvanına:

- Gökyüzünde bir şey görebiliyor musun? diye sorunca adam:

- Kuş kanadı gibi bir bulut görüyorum, dedi. Bunun üzerine Enes -radıyallâhu anh- namazını ve duâsını sürdürdü. Az sonra adam yanına girdi ve:

- Gök bulutla kaplandı ve yağmur yağdı, dedi. Hz. Enes:

-Haydi Bişr bin Şegaf’ın gönderdiği ata bin de yağmurun nerelere kadar yağdığını araştır, dedi.

Bahçivan ata binip etrâfı dolaştığında yağmurun Müseyyerîn köşkleriyle Gadbân sarayından öteye geçmediğini gördü ki Enes -radıyallâhu anh-’ın bahçesi de bu sınırlar dâhilindeydi. (İbn-i Sa’d, et-Tabakâtü’l-kübrâ, VII, 21-22)

Ashâb-ı kirâm’ın hâcet namazı ile Allâh’a yönelip yalvarmalarına bir başka misâli de Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem-’in ashâbından Ebû Mı’lâk adında biri vardı. Bu zat başkaları ile ortaklık kurarak ticaret yapardı. Dürüst ve takvâ sâhibi biri idi. Bir defasında yine yola çıkmıştı.

Karşısına çıkan silahlı bir hırsız:

- Neyin varsa çıkar seni öldüreceğim, dedi. Ebu Mı’lâk:

- Maksadın mal almaksa al, dedi. Hırsız:

-Ben sâdece senin canını istiyorum, dedi. Ebu Mı’lâk:

- Öyleyse bana müsaade et de namaz kılayım dedi. Hırsız:

- İstediğin kadar namaz kıl, dedi. Ebu Mı’lâk namaz kıldıktan sonra üç defa şöyle duâ etti:

- Ey gönüllerin sevgilisi (Yâ Vedûd), ey yüce arşın sâhibi, ey dilediğini yapan Allâhım! Ulaşılmayan izzetin, kavuşulmayan saltanatın ve arşını kaplayan nûrun için beni şu hırsızın şerrinden korumanı istiyorum! Ey imdâda koşan Allâhım! Yetiş imdâdıma.

Ebu Mı’lâk duasını bitirir bitirmez, elindeki kargıyı kulakları hizâsında tutan bir süvârî peydâ oldu! Süvâri mızrağı hırsıza saplayıp onu öldürdü. Sonra da tâcire döndü. Tacir:

- Kimsin sen? Kimsin sen? Allâh seni vasıta kılarak bana yardım etti, diye sorunca süvari:

- Ben dördüncü kat semâ ehlindenim. İlk duânı yapınca semânın kapılarının çatırdadığını işittim. İkinci defa duâ edince gök ehlinin gürültüsünü işittim. Üçüncü defa dua edince, zorda kalan biri dua ediyor, denildi. Bunu duyunca Allâh’tan, onu öldürmeye beni memur etmesini istedim. Allâh Teâlâ da kabul etti ve geldim. Şunu bil ki, abdest alıp dört rek’at namaz kılan ve bu duayı yapan kimsenin, zorda olsun veya olmasın duası kabul edilir, dedi. (İbn-i Hacer, el-İsabe, IV, 182)

14. Zelzele Namazı

Hicretin beşinci yılında Medine’de zelzele olmuştu. Kalbi her an Allâh ile berâber olan Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

“Rabbiniz sizi, hoşnut olacağı duruma döndürmek istiyor. Öyle olunca siz de onun hoşnutluğunu dileyiniz!” buyurdu.

İbn-i Abbas -radıyallâhu anh-’ın zelzele dolayısıyla altı rükû ve dört secde ile namaz kıldırdığı, rivâyet edilmektedir. (A. Köksal, XI, 222; İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, II, 472)